Atatürk Hakkında Bilinmesi Gereken 30 Şey
Atatürk Hakkında Bilinmesi Gereken 30 Şey, Atatürk Hakkında Bilinmesi Gerekenler, Atatürk Hakkında, Atatürk
1.”ATA” LAFINI SEVMEZDI
“Atatürk” hitabini ilk kez dönemin Türk Dil Kurumu Baskani bir
konusmasinda kullanmis, Mustafa Kemal de çok begenerek soyadi olarak
almisti.Kendisine Ata” diye hitap edilmesinden hiç hoslanmazdi.
2.EN SEVDIGI YEMEK
Manastir Askeri Lisesi yillarindan kalan bir aliskanlikla hayati
boyunca
en sevdigi yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldi. Tatliya düskün
degildi
ama cani istediginde çok sevdigi gül reçelini tercih ederdi.
3.EN BÜYÜK HAYALI DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI
Ömrü yetseydi bir dünya turuna çikip Türk dili ve tarihi üzerindeki
çalismalarini genisletmek en büyük hayaliydi.
4.BASUCU KITABI “ÇALIKUSU” YDU.
Binlerce kitabi vardi.Ama bunlarin arasinda bir tanesini hayati boyunca
hatta cephede bile basucundan ayirmadi. Resat Nuri Güntekin’in ünlü
Çalikusu” romanini hep yaninda tasir, her gün rastgele bir yerinden
açar,birkaç sayfa okurdu.
5.KABUL SALONUNDA AT YAVRUSU
Atlardan sonra en sevdigi hayvan köpekti. “Fox” adini verdigi köpegi,
Gazi`nin yataginin ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düskünlügü o
dereceydi ki bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni dogmus bir tayla
annesinin Çankaya Köskü kabul salonuna getirilmesini bile emretmisti.
6.TAM BIR SALON ADAMI
En sevdigi dans valsti. Müzik zevki çesitlilik gösteriyordu.Klasik Bati
müzigi disinda Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.
7.GÖMLEKLERININ TÜMÜ BEYAZDI
Gömleklerinin hepsi beyazdi. Bu gömlekler ilk yillarda Isviçre`de özel
olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasina öncülük
edebilmek için Beyoglu`nda bir terziye diktirilmeye baslanmisti.
8.DOLABINDA LACIVERTE YER YOKTU
Takim elbiselerinin tasarimlarini hep kendisi çizerdi.Lacivert takim
giymeyi sevmezdi.
9.ÖLÇÜLERI
Boyu 1.74 idi.Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu
hastaliginin
ilerlemeye baslamasiyla 46′ya kadar düsmüstü. 43 numara siyah rugan
ayakkabi giyerdi.
10.RUMELI SIVESI
Özenli ve temiz bir Türkçe konusurdu. Ancak bazi kelimeleri Rumeli
sivesiyle telaffuz ederdi.
11.HAZIN BIR HIKAYE
Hayatinda bir dönem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden
sonra hayatina trajik bir sekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarinin
nerede oldugu bilinmiyor.
12.CUMHURBASKANLIGINDAN SIKILIYORDU.
Hayatinin çogunu geçirdigi savas cephelerinden sonra Cumhurbaskani
olarak geçirdigi yillar ona bir tecrit yasantisi gibi geliyor, çok sevdigi
halkindan ve sade bir vatandas yasamindan uzaklastigini düsünüyordu.
13.PAPA`NIN TEMSILCISINE ELBISE
Kiyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarinin dini kiyafetleriyle
sokaga çikmalari yasaklaninca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi
Kemal Milasli eliyle bir koleksiyon hazirlatti.
14.KENDISI TIRAS OLMAZDI.
Sabah kahvaltilariyla arasi hiç hos degildi.Yataktan kalkar kalkmaz
odasindaki divanin üzerine bagdas kurarak oturur, günün ilk kahvesini
sigarasini içerdi.Bir özelligi de kendi kendine tiras olmamasiydi.
15.DÜZEN TAKINTISI VARDI
evlerde bile egri duran esyalari
düzeltmeden rahat edemezdi.
16.HOSGÖRÜLÜ LIDER
Köylünün birinin gazete kagidina sardigi tütünü içmeye çalisirken eli
yanmis,”Alin bunu kendi içsin” diyerek Atatürk`e küfretmisti.Mahkemeye
çikarilacakti. Atatürk olayi dinledikten sonra “Onu mahkemeye
vereceginize dogru dürüst sigara içmesini temin edin” dedi.
17.SIGARA PAZARLIGI
Hastaliginin baslangicinda kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde
kaç paket sigara içtigini sormus, Atatürk “sekiz” demisti. Doktor bunu
günde bir pakete indirmesi gerektigini söyleyince gülümseyerek cevap
vermisti:”Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacagim”.
18.”BU NASIL HALKÇILIK?”
Bir sabah milletvekilleri ile trene binmisti.Kondüktörün
milletvekillerinden bilet parasi almamasina sasirmis nedenini
sormustu.Trenin milletvekillerine bedava oldugunu ögrenince epey
sinirlenmis, “Ne de güzel halkç.l.k ama” demisti.
19.”LAIKLIK ADAM OLMAKTIR!”
Ilk mecliste bir oturum sirasinda üyelerden biri laikligin ne manaya
geldigini anlamadigini söyleyince Gazi çok sinirlenmis ve elini kürsüye
vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermisti: “Adam olmak
demektir hocam,adam olmak!”
20.KURBANLARI BAGISLARDI
Gittigi yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz
böyle durumlarda sirtini döner yada kesilmelerini engellerdi.
21.YABANCI DILE MERAKI
Askeri lisede ögrenmeye basladigi Fransizca’yi sonraki yillarda
gelistirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardi. Konusurken araya Fransizca
sözcükler de eklerdi.
22.FASULYESINE POKER
Kumardan hoslanmaz ama arkadaslariyla fasulyesine poker oynardi.Oyun
sonunda kazandiklarini iade ederdi.
23.KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI
Cephelerde düsmanla gögüs gögüse savasmis biri olarak en ilginç
özelligi
savas meydanlari disinda kan görünce fenalasmasiydi.
24.KULAKLARI DUYAN TEK KISI.
Fransiz tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiginde Gazi`nin kulaklarinin
duyuyor olmasina sasirmis anilarinda bunu espirili bir dille
anlatmisti:”T.C`de bir tane kulaklari duyan kisi var onu da Cumhurbaskani
yapmislar”.
25.BIR RICASI BAS AÇTIRDI
Bir gün halk arasinda dolasirken çarsafli bir kadina rastlamis, “Hafiz
Hanim benim hatirim için basindaki örtüyü açar misin?” diye sormustu.
Kadin bas örtüsünü açarak , Atatürk`ün önünde egildi ve ellerini öptü.
26.BILARDO VE YÜZME
Sportmen kisiligi vardi. Her gün at biner , yüzmeye gider ve bilardo
oynardi.
27.EN BASARILI DERS.
Eğitim hayati boyunca en basarili dersi matematikti. Pozitif bilimlere
ilgisi hayati boyunca sürdü.
28.YAGCILARA GEÇIT YOK
Yagcila çok kiardi Bir aksm sofrasida kendisine gereksiz sekilde
iltifat eden Abdülhak Hamit`e müdahale etti.
29.SON YILBASI GECESI
1937`yi 1938`e baglayan son yilbasi gecesini Disisleri Bakani Tevfik
Rustu Aras ile bas basa gecirmisti. O gece dolabindaki bazi elbiseleri bakana
hediye etmisti.
30.KÖSKTEKI GUVERCINLIK
Kuslari çok severdi.Çankaya Köskü`nde özel bir bakicinin ilgilendigi
güvercinligi vardi
Atatürkün Okul Hayatı NasıLdı..
Atatürkün Okul Hayatı NasıLdı, Atatürkün Okul Hayatı, Atatürkün Okul, Atatürk, Atatürkün ilk öğretmeni, Atatürkün ilk öğretmeni kimdi, Atatürkün ilk öğretmeni şemsi efendi..
Atatürkün Okul Hayatı NasıLdı..
Küçük Mustafa, Haziran 1887′de başladığı ilk öğrenimine bir süre annesinin arzusuna uyarak Hafız Mehmet Efendi’nin mahalle mektebinde devam etti; fakat çok geçmeden babasının isteği ile Selanik’te çağdaş eğitim yapan Şemsi Efendi Mektebi’ne geçti ve ilkokulu burada bitirdi. Şemsi Efendi, yeni öğrencisinin yeteneklerini ve zekâsını takdir ettiğinden, küçük Mustafa’nın kendi okulunda bulunmasından son derece memnundu.
Küçük Mustafa, bu okulda okurken babası öldü. Ali Rıza Efendi’nin ölümü üzerine, Zübeyde Hanım üç çocuğu ile bir süre Selânik yakınlarındaki Lankaza’da bulunan Rapla çiftliğinde subaşılık yapan kardeşi Hüseyin Efendi’nin yanına yerleşti. Çiftlik hayatı nedeniyle küçük Mustafa’nın öğrenimi ister istemez bir süre aksamıştı. Fakat, çok geçmeden Selanik’e dönerek halasının yanında, bıraktığı yerden öğrenimine devam etti.
ATATÜRK’ÜN İLK ÖĞRETMENİ ŞEMSİ EFENDİ
Küçük Mustafa, Şemsi Efendi İlkokulundan sonra bir süre Selanik Mülkiye Rüştiyesi’ne devam etti ise de Kaymak Hafız adlı Arapça öğretmeninin kendisine haksız yere sopa ile vurması üzerine bu okuldan ayrıldı ve 1894 yılının Temmuz-Ağustos aylarında kendi kararı ile Askerî Rüştiye’ye müracaat ederek öğrenimine burada devam etti. Yazları, dayısı Hüseyin Efendi’nin yanına gider, okul zamanına kadar çiftlikte kalırdı. Mustafa, bu okulu gerçekten sevmişti. Arkadaşları arasında zekâsı ve üstün yetenekleri ile kısa zamanda kendisini gösterdi ve öğretmenlerinin sevgisini kazandı; öğretmenleri neredeyse kendisine bir arkadaş muamelesi yapma gereğini hissetmişlerdi.
Bu okulda matematik öğretmenliği yapan Yüzbaşı Mustafa Efendi, genç öğrencisinin yetenekleri ve zekâsı karşısında sınıftaki diğer Mustafa’larla aralarındaki farkı belirtmek üzere öğrencisinin adının sonuna “Kemal” ismini ilâve etti. Artık genç öğrenci Mustafa Kemal olmuştu.
BUGÜNKÜ MANASTIR
Mustafa Kemal, Selanik Askerî Rüştiyesini bitirdikten sonra 13 Mart 1896′da Manastır Askerî İdadisine girdi. Burada Ömer Naci ile arkadaşlık etti. İlerde ünlü bir hatip olarak tanınacak olan bu kişi, Mustafa Kemal’in hitabet ve edebiyat sevgisinde etkin rol oynadı. Yakın arkadaşlarından biri olacak Ali Fethi (Okyar) de bu okulda öğrenci idi. Genç Mustafa Kemal, askerî öğreniminin yanı sıra yabancı dil öğrenimini de ihmal etmiyor; yazları izinli olarak Selânik’e döndüğü zaman Fransızca dersleri alıyordu.
Manastır İdadisi
Genç Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadisini de başarı ile bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul’da Harp Okulu’na girdi. 3 senelik başarılı bir Harbiye öğreniminden sonra 10 Şubat 1902′de bu okulu Teğmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisinde devam etti.1903 yılında Üsteğmen olmuştu.11 Ocak 1905 tarihinde de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisinden mezun oldu.
Harbiye Mektebi / Pangaltı -İSTANBUL
Harp Okulunda ve Harp Akademisinde de zekâsı, yetenekleri ve üstün kişiliği ile kendisini arkadaşlarına ve hocalarına tanıtmış, onların içten sevgi ve saygısını kazanmıştı. Askerlik derslerine büyük ilgisi yanında matematiğe, edebiyata ve güzel söz söylemeye karşı da merakı ve eğilimi vardı. Harbiye’de ve Harp Akademisi’nde, memleket ve millet davaları ile ilgilenmesi, düşüncelerini cesaretle ifadeden çekinmemesi sebebiyle aydın ve inkılâpçı bir subay olarak tanınmıştı. Devir istibdat idaresi idi ve bu davranışları aleyhine olabilirdi; ancak çevresince gerçekten çok sevilişi, düşüncelerinde samimî oluşu, onun herhangi bir tertibe kurban gitmesini önlemişti. Bununla beraber Harp Akademisi’nden mezuniyetini izleyen günlerde istibdat ve padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri ve durumu, şüphe çekerek birkaç ay İstanbul’da tutuklu kaldı; sonra bir nevi sürgün olarak vazife ile 5 Şubat 1905 tarihinde Suriye bölgesine, Şam’a atandı.
Atatürk ve Ağaç Sevgisi
Atatürk, ağaçsız yurt topraklarından üzüntü duyardl. Aşağıda onun ağacı nasıl sevdiğini belirten bir yazı okuyacaksınız. .
Atatürk tabiatı ve ağacı çok severdi. Ankara’daki Orman Çiftliğini boz topraktan ormanlık haline soktu. Ağaçların dikilişini, tutuşunu, büyüyüşünü adım adım kollardı. Akköprü tarafından Çiftlik’e giden yolun etrafındaki boş topraklar meyvelik olmuştu. Bir gün bu meyvelikten geçerken birdenbire şoförüne :
- Dur dedi.
Arabadan inerek orada bulunanlara:
- Burada bir iğde ağacı vardı, ne oldu? diye sordu. Kimse iğde ağacını bilmiyordu. Atatürk’ün biraz önceki neşesi kalmamıştı. Çünkü Çiftlik’in ilk çorak günlerinin yeşilliği sökülüp atılmıştı. Yol boyunca hep iğde ağacını aradı.
- iğde, yaşlı ve çelimsiz bir ağaçtı. Fakat yaşıyordu. Baharda güzel kokular veriyordu, diye sızlandı.
Atatürk, istanbul’daki büyük ağaçtan gördükçe:
- Bunlar da güzel ama, ben yapraklarının ve dallarının her yıl ne kadar büyüdüğünü gördüğüm ağaçlarımı seviyorum, derdi.
Vatanı yeşil ve bayındır görmek için çok çalıştı. Yalova’yı, Florya’yı o değerlendirmişti. Bursa’yı bir kaplıca şehri yapmak için uğraşıp durmuştu. Planlı Ankara onun fikri idi.
Çankaya’daki bahçesini yapan memur şu fıkrayı anlatmıştı.
Bahçeyi dolaşıyorduk. Çok ihtiyar ve geniş bir ağaç Atatürk’ün geçeceği yolu kapıyordu. Ağacın bir yanı havuz, bir yanı dik bir yokuştu. Atatürk ağaca yaslanarak güçlükle karşı tarafa geçti. Atıldım,
- Emrederseniz hemen keseyim, efendim, dedim.
Yüzüme baktı:
- Sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin? dedi.
Atatürkün Soy Ağacı Hakkında
Atatürkün Soy Ağacı Hakkında, Atatürkün Soy Ağacı, Atatürkün SoyAğacı, Atatürk Soy Ağacı, Atatürkün Soy Ağacı nedir, Atatürk SoyAğacı

Sultan Murat Hüdavengidar zamanında başlamak üzere, bütün Türk Devleti padişahlık döneminde, Rumeli’yi Balkanlar’ı ve Avrupa’yı Türkleştirmek için soyunda ve sopunda hiçbir karışım olmayan Türk ailelerinden oluşan özel güçleri buralara göndermişlerdir. Bu göçlerin büyük çoğunluğu Oğuz Türkleri, Müslüman Oğuzların Yörük Türkmen boylarından gönderilen aileler teşkil ermektedir. Müslüman Oğuzların, Tanrıdağı ve Karagöz Yörüklerinden olup, Konya ve Aydın yöresine yerleşmiş bulunan isimler, teker teker yazılı bulunmaktadır. Buradaki, 950 tarih ve 82 numaralı l yazıcı defteri ile 1051 tarih ve 469 numaralı il yazıcı defterinde Anadolu’dan Rumeli’ye geçen Türk boy ve ailelerinin isimleri açıkça yazılı bulunmaktadır. Bunların Müslüman Oğuz Türk’ü Yörük Türkmen boylarından oluşan ailelerinin kimler olduğunu kayıtlarda belirtmektedir. İşte bu kayıtlarda, Ulu Önder Atatürk’ün atalarının, Anadolu’dan Konya ve Aydın yöresinden geldiği yazılmaktadır. Atatürk’ün dedeleri; Anadolu’dan Rumeli’ye gidip, Yunanistan’da Manastır Vilayeti’nin derbei bala sancağına bağlı bulunan Kocacık Nahiyesine yerleşen ailelerden olan Hafız Ahmet Alüş Efendi derlerdi.Kocacık Nahiyesinin tamamen Türk’tür. Atatürk kocacık Nahiyesine yerleşen ailelerden olan Hafız Ahmet Efendi’nin torunudur. Hafız Ahmet Efendi’nin saçları kırmızı olduğu için adına “Kırmızı Hafız Efendi” derlerdi. Ulu Önder Atatürk’ün dedesi kırmızı Hafız Efendi kocacık Nahiyesinde ilkokul eğitmenliği yapmakta idi. Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi de bu kocacık nahiyesinde dünyaya geldi. Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendiye Alüş Efendi derlerdi. Kocacık nahiyesi tamamen Türk’tü. Burada yerleşenlerin çoğu Aydın ve Konya yöresinden gelen Türklerdir. Hatta bu aileler Yörük Türkmenleridir. Bu Yörük Türkmenlerinin Tanrıdağı ve Karagöz olduğu yukarıda adı geçen il yazıcı defterinde kayıtlı bulunmaktadır. Keza yine belgelerde Aktan ve naldöken Yörüklerinde buralarda bulunduğu yazılmaktadır. Fetihnamelerde, buralardaki Konya Türklerine hudut gazileri ünvanı verildiği yazılmaktadır. Bu Türklere miri, Yörülen Türkmenlerden denilmekteydi. Ulu Önder Atatürk özbe öz Türk olup, Konya ve aydın yörelerinden gitme çok asil bir ailenin evladıdır. Annesi Zübeyde Hanımefendi’nin babası aydından Selanik’e gitme çok asil bir ailenin evladıdır. Annesi Zübeyde Hanımefendi’nin babası Aydınlıdır.
Bu bilgiler Başbakanlık Eski Müşaviri Şecaattin Zenginoğlu’nun “Bilgi Çağındaki Türk Gençliğinin Yükselen Sesi-1999″ isimli kitabından alınmıştır.
ATATÜRK’ÜN KENDİSİNİ TANIMLAMASI:
(1)”Benim hayatta yegane fahrim (onurum), servetim, Türklükten başka bir şey değildir.”
“Bana, insanlar üstünde bir doğuş atfetmeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek fevkaladelik, Türk olarak dünyaya gelmemdir.”
(2) Bir İngiliz’in “siz hangi asil ailedensiniz?” sorusuna verdiği yanıt:
“Anasının ve babasının asilliğiyle iftihar eden Teodoz, İtalya Yarımadasına inmek isteyen Türk Atilla’ya barış görüşmesinden önce sormuş: ‘Siz hangi asil ailedensiniz?’ Atilla’da ona cevap vermiş: ‘Ben asil bir milletin evladıyım!’ işte benim cevabımda size budur!”
(3)Sanki yeni Rıza Nurlara cevap vermiş.
” Türk, Türk olduğu için asildir… çoğumuz, büyük babamızın babasını hatırlamayız. Bütün soy gururumuzu, Türk olmanın içinde buluruz.”
(4)”… Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağım (dır)”
(5)”Millî mevcudiyetimize düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı…’Türk’üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!’ diyelim”
(6)” Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım ve şerefim vardır…”
(7)Atatürk kendisini böyle tanımlıyor. Ben bir Türk’üm diyor ve bundan gurur duyuyorum diyor. Kişi, hissettiği milletten olduğuna göre bu sözler üzerine daha denecek bir şey yoktur. M. Kemal, bir Türk’tür ve koca bir Türk’tür, Türk’ün Atası’dır. Türk milletine, unuttuğu milli kimliğini tekrar kazandıran, ümmetten Türk milletine dönmesini sağlayan bir Türk’tür.
Yeni Rıza Nurlara bunlar da yetmeyecektir. Hiç gerek olmadığı halde, konuya tam açıklık getirmek için, ana ve baba soyunu da irdeleyeceğiz. Kimdir, kimlerdendir ona bakacağız
MUSTAFA KEMAL’İN ANNESİ YÖRÜK TÜRKMEN’DİR.
Zübeyde Hanım’ın soyu Yörük’tür. Fatih döneminde Karamanoğlu Beyliği’nin yıkılmasından sonra (1466), Balkanlar’da fethedilen yerlerin Türkleştirilmesi için göç ettirilen ailelerdendir. Konya bölgesinden geldikleri için bunlar, “Konyarlar” ismi ile resmi kayıtlara geçmiş ve böyle anılmıştır.
(8)Aile, Vodina sancağının Sarıgöl nahiyesine yerleştirilir. Zübeyde’nin babası Sofi-zade Seyfullah Ağa, Selanik yakınlarındaki Lankaza’ya göçer ve bir çiftlik sahibi olur. Ve Zübeyde Hanım 1857′de burada doğar. Annesi, babasının üçüncü eşi Ayşe Hanım’dır.
(9)Zübeyde Hanım’ın soyunu birde anlatılanlardan görelim.
M. Kemal’in kız kardeşi Makbule Hanım (1885-1956):
“Annemden sık sık şunları dinlemişimdir. Bizim esas soyumuz Yörük’tür. Buralara Konya-Karaman çevrelerinden gelmişiz” diyor ve atalarından bazılarının da sonradan tekrar Konya’ya geri döndüğünü de şöyle açıklıyor: “Dedem Feyzullah Efendi’nin büyük amcası Konya’ya gitmiş, Mevlevi dergahına girmiş, orada kalmış. Yörüklüğü tutmuş olacak.”
(10)Makbule Hanım Yörüklük için şunları söylüyor:
“…Annem her zaman Yörük olmakla iftihar ederdi. Bir gün Atatürk’e “Yörük nedir?” diye sordum. Ağabeyim de bana ‘Yürüyen Türkler’ dedi.”
(11)Yörük ile Türkmen eş anlamlıdır. Atatürk, soyunu açıklarken bunu da vurgular:
“…. Benim atalarım Anadolu’dan Rumeli’ye gelmiş Yörük Türkmenler’dendir.”
(12)Zübeyde Hanım’ın babasını, kocası Ali Rıza Efendi’yi ve Ali Rıza’nın babası Kızıl Hafız Ahmet Bey’i de tanıyan Selanik doğumlu Aydın Milletvekili Hasan Tahsin San (1865-1951) (13) şu bilgileri verir: ” Atatürk’ün validesi, Zübeyde Hanım, Sofu-zade ailesinden Fethullah Ağa’nın kızıdır. Selanik’te doğmuştur. Bu aile bundan 130 sene evvel (1800′lü yılların başı oluyor.) Sarıgöl’den Selanik’e gelmişlerdir. Vodina sancağının batısında Sarıgöl nahiyesinde onaltı köyden ibaret olan bu nahiye ailesi, Makedonya ve Teselya’nın fethinden sonra Konya civarı ahalisinden Osmanlı hükümetinin sevk ve iskan ettirdiği Türkmenlerdendir. Son zamanlara kadar beş asır müddet içinde hayat tarzlarını, kılık-kıyafetlerini değiştirmemişlerdi.” (14) Bir yabancı yazar da Atatürk’ün annesi hakkında edindiği bilgileri şöyle aktarıyor:”Mustafa’nın babası Ali Rıza Efendi, anası da Zübeyde Hanım’dı. Zübeyde Hanım… sarışındı; düzgün, beyaz bir teni, derin ama berrak, açık mavi gözleri vardı. Ailesi Selanik’in batısında Arnavutluk’a doğru, sert ve çıplak dağların geniş, donuk sulara gömüldüğü göller bölgesinden geliyordu. Burası, Türklerin Makedonya’yı ve Teselya’yı almalarından sonra Anadolu’nun göbeğinden gelen köylülerin yerleştikleri yerdi. Bu yüzden Zübeyde Hanım, damarlarında ilk göçebe Türk kabilelerinin torunları olan ve hala Toros Dağlarında özgür yaşamlarını sürdüren sarışın Yörükler’in kanını taşıdığını düşünmekten hoşlanırdı. Mustafa da annesine çekmişti; saçları onun gibi sarı, gözleri onun gibi maviydi.” (15)Zübeyde Hanım’ın kendi ifadesi; oğlunun, kızının, kendisini tanıyanların ve de konu üzerinde çalışanların ortak ifadesi; Zübeyde Hanım’ın Yörük-Türkmen olduğudur. Yani Zübeyde Türk’tür.
MUSTAFA KEMAL’İN BABASI YÖRÜK TÜRKMEN’DİR.
Mustafa Kemal’in baba soyu, Aydın/ Söke’den gelerek Manastır vilayetine yerleştirilen, “Kocacık Yörükleri (Koca Hamza Yörükleri)”ndendir. Ali Rıza Efendi, Manastır’ın Debre-i Bala sancağına bağlı Kocacık’ta dünyaya gelmiştir(1839). Aile sonradan Selanik’e göçmüştür. Babası İlkokul öğretmeni Kızıl Hafız Ahmet Efendi’dir. Amcası, Kızıl Hafız Mehmet Efendi’dir. Taşıdıkları “Kızıl” lakabı ve yerleştikleri yere “Kocacık” denmesi; Ali Rıza Efendi’nin soyunun, Anadolu’nun da Türkleşmesinde katkısı olan ” Kızıl-Oğuz” yahut “Kocacık Yörükleri-Türkmenleri”nden geldiğini göstermektedir. (16)Anne soyunda olduğu gibi baba soyunda da en sağlam bilgiler önce Atatürk’ün, annesinin, kardeşinin anlattıkları; sonra çevrelerinin aktardıklarıdır.
Makbule Hanım;
“Babam Ali Rıza Efendi, Selanik’lidir. Kendileri Yörük sülalesindendir.” (17)Atatürk:
“… Benim atalarım Anadolu’dan Rumeli’ye gelmiş Yörük Türkmenler’dendir.” (18)M. Kemal’in Selanik’te mahalle ve okul arkadaşı, Kütahya Milletvekillerinden Mehmet Somer (1882-1950): (19)”Atatürk’ün ataları hakkında benim bildiğim şunlar:
Atatürk’ün ataları Anadolu’dan gelerek Manastır vilayetinin Debre-i Bala sancağına bağlı Kocacık nahiyesine yerleşmişlerdir. Bunları ben Selanik’in ihtiyarlarından duymuştum. Kocacık’lıların hepsi öz Türkçe konuşurlar. İri yapılı adamlardır. Bunların hepsi Yörük’tür… Bunların kıyafetleri Anadolu Türklerine benzer. Yaşayışları, hatta lehçeleri de aynıdır.” (20)10 Kasım 1993′te Milliyet gazetesi “Ata’nın Soy Kütüğü” isimli bir yazı yayımlar. Gazeteci Altan Araslı, Kocacık köyüne giderek bir araştırma yapar ve köylülerle konuşur. Kocacıklı Numan Kartal’ın aktardıkları:
“Ali Rıza Efendi, Manastır vilayetinin Debre-i Bala sancağına bağlı Kocacık’ta dünyaya gelir. Kocacık’ın nüfusu tamamen Türk’tür. Hepsi de Yörük Türkmenleri. Anadolu’dan geldiler. Bizler, Müslüman Oğuzların Türkmen boyundanız.”
DİPNOTLAR
(1). Bozkurt, Mahmut Esat; Yakınlarından Hatıralar, Sel Yayınları, İst., 1955, s.95
(2). Egeli, Münir Hayri; Atatürk’ten Bilinmeyen Hatıralar, İst., 1959, s.15
(3). Ünaydın, Ruşen Eşref; Atatürk Tarih ve Dil Kurumları (Hatıralar), TDK. Yayını. Ank., 1954, s.54
(4). Egeli, Münir Hayri, s.69
(5). Faik Reşit Unat’ın “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” Türk Dili Dergisi, Sayı 146, 1963 makalesinden aktaran Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Ank., 1984, s.171-173
(6). Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C. II. derleyen Nimet Unan, Türk İnk. Tarihi Ens.yayını, Ank.,1959,s.143
(7). Arıkoğlu, Damar; Hatıralarım, İst.,1961, s.304
(8-). Güler, Ali; Atatürk Soyu, Ailesi ve Öğrenim Hayatı, Ank.1999, s.40-46 – Göksel, Burhan; Atatürk’ün Soykütüğü Üzerine Bir Çalışma, Kültür Bak. Yay., Ank.1994, s.7
(9). Güler, Ali; s.46
(10). Şapolyo, Enver Behnan, Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, İst.,1958, s.33,23- aktaran Güler, Ali s.45
(11). E.B.Şapolyo, a.g.e.den aktaran Güler, Ali a.g.e. s.27, 28
(12). E.B.Şapolyo, a.g.e. den aktaran Güler, Ali a.g.e. s.28
(13). Türk Parlamento Tarihi, 1919-1923 c.111, TBMM Vakfı Yay., Ank.,1995, s.132-133
(14). E.B. Şapolyo, a.g.e den aktaran Güler Ali a.g.e.s.45
(15). Lord Kınross, Atatürk Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Sander Yayınları, İst., 1978, s.25
(16). Güler, Ali, s.17
(17). E.B. Şapolyo, a.g.e.den aktaran Güler, Ali, a.g.e. s.28
(18). E.B. Şapolyo, a.g.e.den aktaran Güler, Ali, a.g.e. s.28
(19). Türk Parlamento Tarihi 1931-1935, c.11, Ank.1996, s.402
(20). E.B. Şapolyo, a.g.e. s.21 den aktaran Güler, Ali, a.g.e. s.28
Yunanistanda Atatürkün Evi Müze Oldu
Yunanistanda Atatürkün Evi Müze Oldu, Yunanistanda Atatürkün Evi Müze, Yunanistanda Atatürkün Evi, Yunanistan, Atatürkün evi

Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’de bulunan evinin Yunanistan Kültür Bakanlığı Çağdaş Anıtlar Merkezi Kurulu tarafından “anıt” kapsamına alındığı bildirildi.
Atina Haber Ajansı (ANA), kurulun, oy birliği ile evi anıt olarak ilan ettiğini duyurdu.
Yunan basını, Çağdaş Anıtlar Kurulu’nun Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evin, koruma altına alınması gereken tarihi bir ev olup olmadığı sorusunu geçtiğimiz günlerde ele aldığını kaydetti.
Haberlerde, Türk devletine ait olan binada yapılması gereken bazı onarım çalışmaları nedeniyle Türkiye’nin Selanik Başkonsolosluğu’nun konuya ilişkin izin almak üzere Bayındırlık Dairesi’ne başvurduğu, binanın yaşının 100′ün üzerinde olması nedeniyle, arkeoloji yasasına uyarınca, “koruma altına alınan binalar” kapsamında olduğu gerekçesiyle, başvurunun Kültür Bakanlığı’na yönlendirildiği belirtildi.
ON YILDIR MÜZE
Başkonsolosluğun Bakanlıktan binanın “anıt” ilan edilmesini talep ettiği bildirildi.
Türkiye’nin Selanik Başkonsolosluğu bahçesinde, “Apostolu Pavlos” ile “Agiu Dimitriu” caddeleri üzerinde bulunan ev, on yıllardan bu yana müze olarak hizmet veriyor.
Üç katlı, avlu içindeki evin 1870′te inşa edilmiş olduğu düşünülüyor.
Selanik belediye meclisi tarafından Türk devletine verilen ev, Mustafa Kemal Atatürk’e atfen müzeye dönüştürüldü.
Müzede Atatürk’ün hayatının farklı dönemlerine ilişkin resimler, kişisel eşyalar, okul yıllarına ait belgeler bulunuyor.
Müzeyi her yıl 25 bin Türk ziyaret ediyor.
Atatürkün Doğduğu Şehir Selanik
Atatürkün Doğduğu Şehir Selanik, Atatürkün Doğduğu Şehir, Atatürkün Doğduğu Şehir Neresi, selanik, Atatürkün Doğum yeri, atatürk nerde doğdu
Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik’te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi’ndeki üç katlı pembe evde doğdu.
Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım’dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın’dan Makedonya’ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir.
Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır.
Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım’la evlendi.
Atatürk’ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.
Atatürk dünyaya gözlerini açtığı Selanik’in video görüntüsü :


